RSS

Fethullah Gülen’in The Wall Street Journal’a Verdiği Ropörtaj (Türkçe – Tam Metin)

210153

1. Başbakan son zamanlarda size ve Hizmet oluşumuna sık sık saldırdı. Artık AKP ile ittifakınızın tamamen bittiğine inanıyor musunuz?

Eğer bir ittifaktan bahsedilecekse bu demokrasi, insan hakları ve özgürlükler etrafında olur — siyasi partiler ya da adaylar için olmaz. 2010 yılındaki Anayasa referandumunda Avrupa Birliği’ne üyelik şartlarına paralel yapılan demokratik reformları daha önce CHP yapmış olsaydı, onları destekleyeceğimi söylemiştim.

Hizmet üyeleri de dahil Türk halkının büyük kesimi demokratikleştirme reformları yaptığı, ordunun siyasiler üzerindeki vesayetine son verdiği ve Türkiye’yi AB’ye giriş sürecinde ileriye götürdüğü için AKP’yi destekledi. Doğru olduğuna inandığımız ve demokratik ilkeler ile aynı paralelde olan şeyleri her zaman destekledik. Ancak aynı zamanda yanlış olarak gördüğümüz ve bu ilkelere ters olan şeyleri de eleştirdik.

Değerlerimiz ve duruşumuz değişmedi. Demokrasinin savunucuları olmaya devam edeceğiz. Siyasi aktörlerin önceki sicillerine uyumlu duruşu ve icraatları ile ilgili karar Türk halkı ve tarafsız gözlemciler tarafından verilmeli.

2. Erdoğan ile bir on yıllık bir ittifak kurdunuz – liderliği döneminde sizi en çok üzen şey ne oldu?

Tekrar netleştirelim, ittifaktan bahsedilecekse bu değerler ve ilkeler etrafında olur. AKP dönemi boyunca demokratikleşme reformlarını destekledik ve anti-demokratik hareketleri eleştirdik ve bunlara karşı çıktık. Örneğin 2005 yılında terör suçlarını oldukça geniş tanımladığı ve özgürlükleri riske sokacağı için anti-terör taslağını eleştirdik.

2003 ve 2010 döneminde genel trend demokratik reformlara yönelik oldu ve Türk halkının büyük kesimi bu reformları destekledi. 2010 yılındaki Anayasa referandumunun yüzde 58 oranında kabul oyu alması bunun bir kanıtıdır. Ayrıca Türkiye geçen 15 yılda ekonomik ve demokratik ilerleme de kaydetti.

Bu demokratikleşme reformlarının devam etmesini isterdik. 2010 yılındaki anayasa değişikliklerini “iyi ancak yeterli değil” sloganı ile destekleyen Türk halkı geçen son iki yıl içerisinde demokratik ilerlemenin tersine dönmüş olmasından üzüntü duyuyor. Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa demokratik kazanımları sağlamlaştıracak ve Türkiye’yi AB’nin demokratik değerlerine bağlayacaktır. Maalesef bu çaba şu an terk edilmiş durumda.

3. Başbakan’ın polis gücünün lider kadrosunda yaptığı değişiklikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Polis gücünün üyeleri veya hükümetin diğer üyeleri ülkenin kanunlarını ya da kurumların kurallarını ihlal ederse kimse bu tarz hareketleri savunmaz ve bu hareketler yasal ve kurumsal soruşturmaya tabi tutulmalı. Ancak bu kişiler yasadışı bir şey yapmamışsa ve kurumların kurallarını ihlal etmemişse ve sadece sahip oldukları dünya görüşleri veya eğilimleri nedeniyle fişlenmiş ve ayrımcılığa tabi tutulmuşlarsa bu tarz muameleler demokrasi, yasal kurallar ve insan hakları ile örtüşmez.

Sahip oldukları ideoloji ve dünya görüşleri, duydukları sempati nedeniyle kişilerin yerlerini değiştirmek ve tasfiyeler yapmak şu anki iktidar partisinin geçmişte seçimler öncesinde bitirmeyi vaat ettiği bir şeydi. Daha birkaç ay öncesine kadar kahraman olarak alkışlanan yargı ve polis gücü üyelerinin soruşturma yapılmaksızın kışın ortasında görev yerlerinin değiştirilmesi de ironik bir durum.

4. Hizmet oluşumunun öğrencilerini polis ve yargıda kariyer yapmaları için cesaretlendirmesinin sebebi nedir?

Öncelikle soruda bir düzeltme yapalım. Yalnızca kişisel savunmam ile ilgili konuşma yapabilirim ve bu savunmam genel olarak tüm Türk halkını kapsıyor. Toplum için sağlam temeller oluşturmak ve bireyleri yetiştirmek için en iyi yolun her zaman eğitim olduğuna inandım. Her sosyal sorun bireyden başlar ve uzun vadede birey seviyesinde çözülebilir. Birey ihmal edildiğinde sistemik, kurumsal veya siyasi çözümler başarısız olmaya mahkumdur. Bu nedenle benim ilk ve en öncelikli taraftarlığım eğitim içindir.

Bu nedenledir ki benimle aynı düşünceleri paylaşanlar yurtlar, sınava hazırlık merkezleri, özel okullar ve ücretsiz özel eğitim merkezleri kuruyor. Bu kurumlar toplumun geniş kesiminin kaliteli eğitime ulaşmasını sağlıyor ki şimdiye dek kaliteli eğitim seçkin birkaç kişi için mümkündü.

Türk halkının, toplumunun tüm kesimleri ve ülkelenin tüm kurumları içerisinde temsil edilmesini teşvik ettim. Çünkü bu kurumların toplumdaki çeşitliliği yansıtması önemli. Ancak öğrenciler ve aileleri tarafından yapılan seçimler birçok faktörce şekilleniyor. Bu faktörler içerisinde istihdam fırsatları ve yukarı yönlü hareketlilik ihtimali bulunuyor. Benim savunmamın bu ailelerin değerlendirdiği bir faktör olarak ne kadar etkili olduğundan ise emin değilim.

Hizmet üyeleri tarafından açılan kurumlara gelirsek, mezunlarının kariyer seçimleri ile ilgili tam bir tahakkuka sahip değilim. Ancak düşündüğünüzün aksine bahsettiğiniz alanlarda (polis ya da yargı) kariyer yapmayı düşünen öğrenciler için potansiyel sebep, bu kurumlardan mezun oldukları için tarih boyunca ayrımcılığa maruz kalmış olmaları olabilir.

5. Hükümet, darbe planlamakla suçlanan askerler için verilen mahkeme kararlarının gözden geçirilebileceği yönünde sinyal verdi. Taraftarlarınıza karşı yeni bir ittifak kurmakta olduklarından endişe duyuyor musunuz? Buna karşı stratejiniz ne?

Yasal süreç içerisinde, yeni deliller ışığında veya yanlış yapıldığı yönündeki kanıtların ortaya çıkması durumunda yeniden yargılanmak evrensel insan hakkıdır. Yeni deliller ortaya çıkarsa veya yasal sürecin kusurlu olduğu anlaşılırsa yeniden yargılanma yasal bir hak olur. Hiç kimse masum bir insanın haksız yere cezalandırılmasını istemez.

Ancak niyet binlerce duruşmanın hükümlerini tamamen feshetmekse bu tarz bir hareket yargı sisteminin güvenilirliğine zarar vereceği gibi son on yılda elde edilmiş demokratik kazanımları da tersine çevirir. Böylesi bir hareketi, Türk tarihinde ilk kez darbe faillerinin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan 2010 yılındaki anayasal değişikliklere evet demiş Türk nüfusunun yüzde 58’lik kesimine açıklamak da çok zor olur. Ayrıca yıllarca bu duruşmaları demokrasinin bir zaferi olarak sunan ve bu yargılamalarda yer alan savcı ve hakimleri alkışlayan şu anki hükümetin liderleri için de bir ironi yaratır. Ordu yönetimini sivil otoriteye boyun eğdirdikleri için siyasi liderlerin övündüğüne yer veren haberler de yapıldı.

Bu duruşmaları güvenilmez olarak lanse eden ve yargı içerisinde belli bir gruba bağlayan söylem siyasi liderlerin on yıllık yönetimleri boyunca ortaya koydukları söylemle de tam bir tezat oluşturur. Burada bir samimiyetsizlik de var. KCK/PKK örgütlerinin terörist eylemlerinde istihbarat üyelerinin katılımı ile ilgili bir savcının Milli İstihbarat Teşkilatı müsteşarını sorgulamak istemesinin hemen ardından çıkartılan bir kanunla müsteşarla ilgili soruşturmalar için başbakanın onayının alınması zorunluluğu getirildi. Her ne kadar iktidar partisinin bunu yapma gücü olsa da suçlanan genelkurmay başkanı ya da ordu komutanlarına aynı korumayı getirecek benzer bir yasa geçirmediler. Bu tutarsızlık yeniden yargılanma ile ilgili son zamanlarda ortaya çıkan söylemlerin askerler için adaleti uygulama isteğinden çok siyasi motivasyon olduğunu gösteriyor.

Eğer uygulanırsa bu hareket son on yıldaki demokratik reformlara darbe indirmek olur. Demokratik kurumlar üzerinde ordu vesayetini kaldırmak için atılan adımlarda dramatik bir dönüş olur. Türk tarihinde yarım yüzyıl içerisinde dört seçilmiş hükümetin görevine askeri darbe ile son verildi.

6. Hükümet, siyasi duruşları Erdoğan’ınkinden farklı olduğu için Koç’tan Doğan’a bir kısım iş dünyasını hedef aldı, vergi cezaları ile vurdu. Son gelişmelerin ışığında Hizmet taraftarlarının başında bulunduğu firmalara yönelik bir tehdit görüyor musunuz?

Yapılan haberlere baktığımda bahsettiğiniz hususun bir tehlike olmaktan çıkıp bir gerçeğe dönüştüğünü öğreniyorum. Koza grup, İstikbal grup ve Banka Asya; çeşitli sıradışı denetlemelerle, cezalarla, izin iptalleriyle ve beklenmedik devasa fon çıkışlarıyla hedef alındı. Bank Asya’da yaşanan devasa fon çıkışları, İktidar partisine yakın haber kanallarının olumsuz haber kampanyaları ardından gerçekleşti.

7. Cumhurbaşkanı Gül, muhafazakarlardan liberaller ve Hizmet oluşumuna kadar farklı kesimleri bir araya getirebilecek ılımlı bir lider görünüyor. Gül liderliğindeki bir AKP’yi mi desteklerdiniz yoksa cumhurbaşkanı olarak ülkeye daha fazla yardımcı olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Erdoğan ile kıyaslandığında Gül’de daha olumlu bir duruş buluyor musunuz?

Her zaman tüm siyasi partilere aynı yakınlığı göstermeye çalıştık. Bir sivil toplum hareketi olarak hiçbir zaman tek bir partiyi ya da adayı desteklemedik. Ancak Hizmet içerisinde bireyler bazı partileri kendi inançlarına ve değerlerine daha yakın görerek kendi özgür iradeleri ile onları destekledi.

Gül şu an bizim cumhurbaşkanımızdır. Adının yer aldığı gelecekteki senaryolar ile ilgili spekülasyonlarda bulunmak uygun olmaz.

8. Medya içerisinde bir çok destekçiniz son haftalarda CHP ile ilgili daha pozitif bir tutum sergiliyor – gelecek seçim sürecinde CHP ve Hizmet arasında bir ittifak olabileceğine inanıyor musunuz?

Tekrarlamak gerekirse, bir siyasi parti ya da aday ile hiçbir zaman ittifak kurmadık. Desteğimiz ya da eleştirilerimiz her zaman değerler etrafında olur. Bu tarz bir ittifak gelecekte de yapılmayacak. Bir sivil toplum aktörü olarak toplumdaki herkese açık olmamız bir zorunluluk. Ancak değerlerimiz net. Demokrasi, evrensel insan hakları ve özgürlükler, şeffaf ve hesap sorulabilir hükümetler bu değerlerimizin arasında.

Fırsatlar sunulduğunda Hizmet üyeleri diğer vatandaşlar gibi kendi değerleri çerçevesinde kararlarını verecektir. Temel değerleri paylaşan insanların yapacağı seçimler aynı çizgide olabilir.

 

ÖZETLEYELİM: 

1-  AKP ya da bir aday ile herhangi bir ittifak hiç kurulmamış,

2- Reform yapsaymış CHP’yi de desteklermiş,

3- Hakan Fidan’ı sorgulayamamak ciddi manada koymuş,

4- Halk, AKP’yi AB sürecindeki reformlarından dolayı destekliyormuş

5- Öğrencilerin kariyer seçimleriyle ilgili hiçbir tahakküme sahip değilmiş,

6- Her partiye eşit mesafedeymiş,

7- Halk Anayasa paketini “yetmez ama evet” diyerek desteklemiş,

8- AKP’ye yakın haber kanalları yüzünden Bankasya zarar etmiş,

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Ocak 2014 in Gündem, Genel

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Erdoğan’ı makamında tehdit eden 3 kişi kimdi?

“Süleyman ÖZIŞIK’ın 10 OCAK 2014 tarihli yazısı… “

Erdoğan’ı makamında tehdit eden 3 kişi kimdi?

Milli Eğitim Bakanlığının dershanelerle ilgili taslak metni hazırladığı günler. Başbakan Erdoğan, yoğun gündeminin arasında kendisini ziyarete gelen 3 ismi ağırlıyor.

Konuklarının bu konuda kendisini ikna etmeye yönelik eleştirilerini büyük bir nezaketle dinliyor Erdoğan… Milli Eğitim Bakanlığı’nın mağduriyet doğurmamaya yönelik çalışmalar yaptığını, dershane yöneticileriyle bir araya gelip, yol haritası konusunda fikir alışverişinde bulunacağını anlatıyor.

Bu konuşmadan sonra sohbetin seyri bir anda değişiyor!

AK Parti içindeki bazı isimlerin yolsuzluğa bulaştığı ilk kez o gün, o toplantıda Erdoğan’ın kulağına çalınıyor. Konuklardan biri pandoranın kutusunu açıyor, “Efendim partinizde bazı isimlerin yolsuzluk ve rüşvet olaylarına bulaştığı konusunda belgeler var” diyor.

Erdoğan bu konuda MİT’in de kendisine uyarılar içeren bir rapor sunduğunu, gerekli adımların atıldığını belirtiyor, “Elinizdeki ciddi belgeleri benimle paylaşırsanız, derhal gereğini yaparım” diyor.

“Bahsi edilen kişiler sizin çok, çok yakınınızda ve bu size çok zarar verir” cevabı üzerine bir kez daha tavrını ortaya kokuyor: “Kim olursa olsun, gereğini yaparım. Siz yeter ki elinizdeki belgeleri paylaşın.”

Gelen cevap aynen şöyle: “Efendim bu isimler çok yakınınızdaki isimler ve birilerinin bu konuyu hasıraltı edeceği yönünde endişelerimiz var. Biz bu isimleri medya üzerinden deşifre ettikten sonra atacağınız adımlar size de fayda sağlar!”

“Ya dershaneler konusunda geri adım atılsın, ya da yolsuzluk dosyaları açılacak” tehdidi Başbakan’ı çileden çıkarıyor. Tehdit ve şantaja asla boyun eğmeyeceğinin altını çizen Erdoğan, 3 ismi “Elinizden geleni ardınıza koymayın” diyerek makamından kovuyor!

Sonrasında yaşananları hepimiz gün be gün izliyoruz.

Bakın size bir detay anlatayım.

O gün Erdoğan’a “Bahsi edilen kişiler sizin çok, çok yakınınızda ve bu size çok zarar verir” diyenlerin bahsettiği o yakın kişi, Bilal Erdoğan’dan başkası değil. Operasyonların Bilal Erdoğan’a uzaması için Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir gözaltına alındı.

Demir, “Marmaray’ın tam üzerinde yer alan ve raylı sisteme zarar verecek bir arsa üzerinde otel yapıldığına izin vermek. Bunun karşılığında rüşvet almakla” suçlanıyordu değil mi?

Emniyetteki sorgusunda Mustafa Demir’e, “Bu konuda Bilal Erdoğan’dan baskı gördüm”denmesi istendi. Hatta tezcanlı davranan birkaç internet gazetesi, “Fatih Belediye Başkanı itiraf etti. Operasyon Bilal Erdoğan’a uzandı” diyerek önceden haber bile yaptı.

Sonra ne oldu?

Otel yapıldı denilen arazinin boş olduğu, rüşvet diye alınan paraların Belediye Kanunu gereği, belediye kasasına konulmak üzere alınan paralar olduğu makbuzlarıyla belgelendi. Rüşvet denilen paranın da İftar çadırında verilen yemeğin parası olduğu ortaya çıktı.

Mesela şu haber de bazı yayın organlarında hiç yer almadı.

Daha birkaç gün önce Rezza Zarrab’ı Halil İbrahim Koca isimli bir avukat ziyaret etti, “Ek ifade ver. Seni savcıya götüreceğim. Ek ifade vermeden önce masada adli kollukla imzalanmış tahliye kağıdını göreceksin. Ek ifadende ‘Bu işi hükümetin bilgisi ve talimatı doğrultusunda yaptım’ de ifaden bitince evine gideceksin” dedi.

Siz bu haberin tekzip edildiğini duydunuz mu?

Emniyetle, yargıyla alakası olmayan 3 kişi size gelecek, “Yolsuzluk dosyalarını medya aracılığıyla deşifre edeceğiz” diyerek sizi tehdit edecek. Başbakan kalkıp, “Yahu arkadaş! Verin bana isimlerini, gereğini yapmazsam o zaman ne yapacaksınız yapın” diyecek. Bu tehdidin ardından savcılar 6 ay önce kapattığı dosyayı yeniden açarak harekete geçecek. Medya olayı tarihin en büyük yolsuzluğu diyerek manşetlere çekecek!

Erdoğan’ın operasyonlar başladığı günden bu yana, “Bu operasyonların altında başka nedenler, başka hesaplar var. Hedef benim” demesinin altında işte bu nedenler yatıyor. Emniyet ve yargıya yapılan operasyonların nedeni de, Soruşturmanın koordinatörü olan Savcı Zekeriya Öz’e duyulan güvensizliğin nedeni de bu…

Şimdi Savcı Zekeriya Öz çıkmış, Başbakan Erdoğan’ı yüksek yargı kökenli 2 kişiyi kendisine göndererek, tehdit mesajı iletmekle suçluyor.

Hale bakın!

Suçüstü yapmakta kimsenin eline su dökemediği savcı, kendisini tehdit edenler olduğunu söylüyor ama bu olayda suçüstü yapamıyor. Yapmadığı gibi tehdit eden kişilerin isimlerini de vermiyor. İddiaları dinlerken insanın içinden, “Keşke savcıya gitseydin!” diyesi geliyor.

Aynı savcı, “Ağaoğlu’nun parasıyla tatil yaptı” iddialarını da da çok ustaca bir manevrayla bertaraf etmeye çalışıyor, “Tatilin parasını ben ödedim. Belgelerini göstereceğim” diyor.

Belgeler nerede?

Yok!

Açın bugünkü sabah gazetesini okuyun.

Savcının, 17 Aralık operasyonundan sonra, yani 7 Ocak tarihinde iki müteahhit arkadaşını hem de 2 kez Ali Ağaoğlu’na gönderdiğini ve “O tatille ilgili Zekeriya Öz adına fatura kesin” diyerek 1 saat 11 dakika süren bir baskı yaptırdığını kamera kayıtlarıyla birlikte göreceksiniz.

Görüşmeler nerede yapılmış dersiniz? Savcı Öz’ü tatile gönderen Akdeniz İnşaat’ın Ataşehir’deki merkez ofisinde. Bu görüşmede Ali Ağaoğlu’nun, “Hem seyahatin parasını ben ödeyeceğim, hem de şimdi size fatura mı vereceğim” diyerek geri çevirdiğini okuyacaksınız. Yine aynı gazetede tatilin faturasının kimin kredi kartıyla ödendiğini de öğrenmiş olacaksınız.

Elinizi koyacağınız bir vicdanınız varsa, tüm bu belgeler ışığında operasyonunun altında başka nedenler olup olmadığını sorgulamanız gerekiyor.

Kendisi hakkındaki bir belgeyi yasal olmayan yollarla elde etmeye çalıştığı iddia edilen bir savcının, soruşturmayla gözaltına aldırdığı kişiler hakkında sonradan belge tenzim etmediğini savunabilir misiniz?

Her yazıda şu ayrıntıya özellikle dikkat çekiyorum ve çekeceğim. Kim ki rüşvet ve yolsuzluk yoluyla servetine servet katmışsa Allah’ın laneti üzerine olsun. Bu konunun takipçisi olmayan, bu konuda taraf gözetmeksizin hesap sormayanlardan da Allah hesap sorsun!

Bugün yolsuzluk yapmakla suçlananlar içeride mi, içeride…

Yeni operasyonlar yapılıyor mu, yapılıyor…

Kanal İstanbul, 3. Havaalanı, 3. Köprü, Körfez İzmir yolu ve nükleer santral projelerini yürüten tüm firmaların yöneticilerinin mal varlıklarına bloke kondu mu, kondu.

Kesmiyor efendileri!

İlla bu operasyonları Zekeriya Öz ve Muammer Aktaş’ın yürütmesi gerekiyor. Çünkü onlardan başka temiz savcı yok. Hepsi tu-kaka! İlla Başbakan’ın oğlunu hesaba çekecekler, Başbakan’ın koluna kelepçe takmaya çalışacaklar.

Dertleri bu!

Operasyonu savunanları izledikçe, onların yerine ben yerin dibine geçiyorum! Hepsi anlaşmış gibi hep bir ağızdan, “Başbakan istifa etmeli” diye bağırıyor.

Kimler mi?

Mesela Kemal Kılıçdaroğlu…

SSK’da yolsuzluk ve usulsüzlük yaptığı yine mahkeme kararıyla kesinleşmiş olmasına ve ama Rahşan affıyla paçayı kurtarmış olmasına rağmen.. Partisi CHP’de yolsuzluk yapıldığı mahkeme kararıyla belgelenmesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu istifayı hiç düşündü mü?

Mesela Devlet Bahçeli…

Madem ki partililer yolsuzluğa usulsüzlüğe karıştığında genel başkanlar istifa edecek. O zaman koynuna aldığı körpe kızlara, partisinin bütçesinden elde ettikleri paralarla Range Rover alan, harcayan 7 partilinin görüntüleri medyaya yansıdığında Bahçeli niye istifa etmeyi düşünmedi?

Ya Nazlı Ilıcak’a ne demeli?

Savcı Zekeriya Öz’le Twitter üzerinden nasıl cicili bicili konuşuyorlar, nasıl birbirlerine methiyeler düzüyorlar anlatamam! O Zekeriya beyle, Zekeriya Bey onunla gurur duyduğunu söyleyip duruyor.

Nazlı hanım aldığı gazla depara kalkıyor, oğlunun adının yolsuzluğa bulaşması nedeniyle Erdoğan’ın yargıya baskı yaptığını söylüyor, istifa etmesi gerektiğinden dem vuruyor.

Biri de çıkıp demiyor ki, “Hanım, hanım! Senin oğlan onbinlerce insana kupon karşılığı televizyon vereceğini söyleyip vermedi. Yurtdışına kaçarak tutuklanmaktan kurtuldu. Dava yıllarca sürdü. Sen o dönem mesleğini bıraktın mı ki bugün bize dürüstlük taslıyorsun?”

Demek ki neymiş?

Temizlik operasyonu yapabilmeniz ve o temizlik operasyonunu savunabilmeniz için en önce sizin temiz olmanız gerekiyormuş değil mi?

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ocak 2014 in Gündem, Genel

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

CHP ve Cemaat’in Yolu Kesişir mi?

Kemal Kılıçdaroğlu

 Hikaye ya; Karadeniz’de bir hoca toplamış cemaati (kendi köy cemaatini) vaaz veriyor.

-          Ey Muhterem cemaat! İslami yaşantınıza dikkat edun, dininuzun peygamberunuzun kıymetini eyi bilun, bakun domuz eti yemek zorunda kalabilirdunuz!

Hikâyenin ana fikrine geleceğim lakin hiç olmadığı kadar hızlı bir gündem yaşıyor Türkiye. Gündemin değişimi her şeyin anlık olarak yansıdığı Twitter’dan bile takip edilemeyecek kadar hızlı değişiyor. Dershane meselesinden sonra, ki evveli de var, ivme kazanan olaylar aynı davada yürüyen/yürüdüğünü düşünen insanların birbirlerine düşman olmasına kadar geldi.

Görevlerinden alınan emniyet mensupları, yer değiştirilen müdürler ve daire başkanları, başsavcılardan gizli iş yürüten savcılar, evinde para olan banka müdürü, para transferleri iddiaları,  gözaltına alınması planlanan iş adamları, devletin adamlarına karşı yapılan sabaha karşı operasyonları, bakan çocuklarına karşı kurulan kumpaslar, top sakal çetesinin operasyonları önceden biliyor olması, bakandan habersiz toplanan HSYK, hepsinden önemlisi de yükselen faizler, dip yapan borsa ve 2 haftada ekonomideki kayıp miktarı olan 100 Milyar TL!

Bu konuların hakkında çok fazla şey yazıldı çizildi zaten. Bu kadar yoğun bir gündemi herkesin en ince detayına kadar takip etmesi imkânsız. İnanılmaz bir bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirme var. Basit bir örnek verirsek; Zaman ve Bugün gazetelerinin internet sitelerinde son dakika haberi olarak çıkan TCDD Genel Müdürü’nün tutuklandığı iddiası. Aslında sadece Zaman ve Bugün’de çıkan haber doğruydu, tutuklama kararı çıkmıştı. Genel Müdür hakkında tutuklama kararı çıkaran savcı, kararı imzaladığı gibi haberi de ilgili yerlere(!) sipariş etmişti. Ama savcı işin geri kalanını getiremedi.

Muhalefetin kafası o kadar karışık ki, dün yalancı dediği savcılara ve emniyete sahip çıkmakla/çıkmamak arasında gidiyor geliyor. Olan biteni onların da anladığını düşünmüyorum. Sebebini en çok onlar merak ediyorlardır. Ama onlar için en önemli olanı kaos ortamından oy devşirmek, hesaplar bunun üzerine yapılıyor.

Kemal’in Cemaatle Teması

Ancak sadece Kemal KILIÇDAROĞLU bir şeyler biliyor ve CHP’li vekillerden bile saklıyor bildiklerini. Havaalanında giderken yaptığı açıklamada cemaatle görüşmeyeceğim diyerek gittiği Amerika’da 2. gün cemaatle bir araya geldi. Aynı gün Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin geçen yıl vefat eden biraderine CHP’li vekillerin de bulunduğu heyet tarafından bir taziye ziyaretinde bulunuldu. Eniştem beni niye öptü diye sormadı mı kimse? Sordu da gündemde kaynadı gitti…

CHP Parti İçi Demokrasisi

Her yerde CHP’de parti içi demokrasinin olduğunu iddia eden, adayların teşkilatların ve delegelerin istediği aday doğrultusunda parti meclisi tarafından belirlendiğini söyleyen Kemal KILIÇDAROĞLU İstanbul, Ankara ve Hatay başta olmak üzere bazı il ve ilçelerde bu ön seçimlere gerek duymadı. Kendi gurup başkan vekili, Ankara adaylığı gündeme gelen ve kendisi de istekli olan Muharrem İNCE Kılıçdaroğlu’nu bu konuda ciddi manada eleştirdi.

Sadece üst yönetimlerden, vekillerden ve parti meclisinden değil tabanda da sağcı adaylardan dolayı ciddi rahatsızlıklar olduğu görüldü. Sağcı adaya tepki olarak istifa eden teşkilat kademeleri de CHP’de huzursuzluk meydana getirdi.

Peki Kılıçdaroğlu’nun amacı ne?

Görebildiğim kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun 3 temel amacı var;

1-      Gezi olayları sürecinde, hiç olmadığı kadar kutuplaşan ülkemizde Kılıçdaroğlu’nun gördüğü şudur; Bu kadar kutuplaşmaya rağmen, ilk defa halkın çok büyük bir kısmının kendini sağcı veya solcu olarak tanımlamasına rağmen bu süreçte CHP’nin oyu anketlerde gözle görülebilir bir artışa ulaşmamıştı. Bunun farkına varan ana muhalefet lideri de CHP’nin merkezini sağa kaydırarak hem MHP’nin hem de AK PARTi’nin oylarını hedef aldığı için sağ adayları tercih etmiştir. Tabi bu oy kokan hareketler tabanda karşılık bulabilecek midir? Tartışılır.  İstanbul’daki Sarıgül seçeneğinin sebebi farklıdır. Sarıgül’e geçen yıl patronlar karar vermişti. Zaten CHP Sarıgül’e karar vermedi, Sarıgül CHP’ye karar verdi. Bu durumdan anlaşılabilir durumun vahameti.

2-      Hazır Cemaatle AK PARTİ’nin arası açılmış. Cemaat, siyasette fiziken olmadığına göre bu boşluğu birilerinin doldurması lazım diye düşünmüş olacak ki  “-been!” dedi Kemal Kılıçdaroğlu ve bir zamanlar DSP’ye aleni destek verildiğini de biliyor. Cemaat ise en güçlü olamadığı yerde güçlü ikinci olarak yer almak isteyebilir.

3-      Kasetle ana muhalefet liderliğine gelen biri için oy, kavgadan gelmiş, kaostan gelmiş çokta önemli değil. Yeter ki oy gelsin tükürdüğümü bile yalarım dedi dershaneler konusunda.

Gelelim Hikâyeye…

Hoca cemaate konuşurken hala kendi değerlerini düşünüyor. Kendi kişiliğini ve kimliğini belirleyen sosyal, politik ve ahlaki değerlerine göre hareket ediyor.  Kemal Kılıçdaroğlu kendi değerlerini aşmış biri zaten, onu sorgulamıyoruz da “bizim” dediğimiz adamlara ne oluyor onu anlamaya çalışıyoruz.

Herkes soruyor ben de sorayım; bu olayların kazananı kim? Kaybedeni kim?

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Aralık 2013 in Gündem, Genel

 

Etiketler: , , , , , ,

Görsel

Cemaat Camiasına Çağrı

sabah-zaman-dershane-savaslari

Değerli  Ekrem Dumanlı bey  veZaman Gazetesi camiasi;

Zaman gazetesi “ateşten bir top” olduğu zamanlarda bir kurmay subay iken onu elime almaktan çekinmedim. Belki… beni yakan da oydu. Ama hiç üzülmedim. Hizmet denince; Bu hasbi ruhlu sahabe model insanları görünce, seslerini radyoda duyunca veya seslerinin gölgelerini bir yerlerde görüp okuyunca “burnumun direği” sızlıyor hala. Elimden geldiği kadar yardımlarımla ve diğer katkılarımla hizmete destek olmaya çalıştım. Üç çocuğum Paralel okul gibi hizmetin dershanelerinde büyüdü büyüyor. Bu güne kadar hizmet hareketi hakkında söylenen her şeye dilim döndüğünce cevap  buldum ve verdim. En önemli aracım; Bu hareketin ürünü mümin ve müminelere bakın dedim. bu yeter bizlere, başka şeylere bakmaya gerek görmedim.

Ciğerim yanıyor. bu konuyu kimseyle konuşmamaya çalıştım.

İktidarlar geçicidir malumunuz.  Darbeyle bile gelenler gider. Onların yanlış içtihatlarının hesabı sandıkta sorulur, vurmadan kalpler kırılmadan.

Bu kavgayı dershaneler üzerinden ve saf vatandaşımızın ortak değerleri üzerinden tartışmak ne kazandırdı ne kaybettirdi bir düşünelim. Kutsal değerlerimizle alay ve sevinç çığlıklarına sebep olduk. Değdi mi? İyi çalışılmamış abartılı bazıları da yalan kokan haberleriniz sayesinde gazete aboneliğimin birini iptal ettim, buğz etmeyeyim kinim beslenmesin diye. Bu kavganın gerçek sebebi her neyse, bir vatandaş olarak ilk defa vuku bulan islam kardeşliği firsatını bu kadar ucuza feda etmeyelim Allah Aşkına.

Otorite ortaklık kabul etmez.Bir köye iki muhtar olmaz bilirsiniz. Otorite tanımayan, kendi otoritesini oluşturan bir ” camia” korkarım altından kalkılmaz bir vebalin altında kalır.

Durdurun bu yakıcı savaşı. Bunun galibi olmaz. Ferasetinizden bunu bekleyen milyonlar aşkına…

Sağlık ve selametle kalın.

(Kemal ŞAHİN)

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Aralık 2013 in Gündem, Genel

 

Etiketler: , , , ,

Padişah ve Halkı Aynı Dili Konuşur

Kaz Göndersem Yolar mısın?

 

Image

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.

 Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir
 adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
 Padişah, ihtiyarı selamlamış:

- ‘Selamunaleykum ey pir’i fani…’
-‘Aleykümselam ey Serdar’ı Cihan…’

 Padişah sormuş:
- ‘Altılarda ne yaptın?’
- ‘Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…’  Padişah gene sormuş:

- ‘Geceleri kalkmadın mı?’
– ‘Kalktık… Lakin, ellere yaradı…’

 Padişah gülmüş:
- ‘Bir kaz göndersem yolar mısın?’
-‘Hem de ciyaklatmadan…’

 Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola   koyulmuşlar. Padişah baş
 vezire dönmüş:

 ‘Ne konuştuğumuzu anladın mı?’
- ‘Hayır padişahım…’

Padişah sinirlenmiş:
- ‘Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.’

 Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere
 kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.

-‘Ne konuştunuz siz padişahla?’
Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:
-‘Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.’

 Baş vezir, yüz altın vermiş.
 -‘Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah
 olduğunu.’
-‘Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.’

 Vezir kafasını kaşımış.
- ‘Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?…’

 Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
– ‘Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü 
çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay
 da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim. (32 ise ağızdaki dişten
 kinaye, boğaz)’

 Vezir bir soru daha sormuş…
- ‘Geceleri kalkmadın mı ne demek?’

 Adam bir yüz altın daha almış.
- ‘Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız.

- Evlendiler, başkasına  yaradılar, dedim….’

Vezir gene kafasını sallamış.
- ‘Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek…’
 

Adam gülmüş.

- ‘Onu da sen bul…

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Mart 2013 in Genel

 

Etiketler: , , , ,

Dünyada Bor’umuz Ne zaman Öter?

 Bor Türkiye’yi Uçurur mu? 

Bor Nedir?

Klasik yazı girişiyle önce Bor’u tanımlayalım; Bor temizlik maddelerinden demir-çelik sanayiine, camdan uzay teknolojilerine kadar yayılan çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ve ileri teknoloji gerektiren endüstri alanlarında kullanımı her geçen gün artmaktadır.

Bor Stratejik bir Maden Midir?

Bor Türkiye için henüz stratejik bir maden değildir. Dünya rezervlerinin %63’ü ülkemizde bulunsa da, dünyanın talebine 400 yıl boyunca cevap verebilecek rezervlere sahip olsak da bu ülkemiz için borun stratejik olduğunu göstermez. Diğer Bor üreticileri olan ABD ve Rusya’nın ise 70 yıllık bir rezerve sahip olduğu söyleniyor.

Son yıllardaki verileri incelediğimizde Bor ihracatımızın neredeyse 4 katına çıkmış olduğunu görebilirsiniz. Peki bunun Türkiye ekonomisindeki yeri nedir? Diğer madenlerle birlikte değerlendirildiğinde Bor’un parasal değerinin %2-3’lerde olduğunu görürsünüz. Şimdi gelelim bunun asıl sebebine;

Bor’un piyasada dolaşan, ticareti yapılan ürünlerini 3 ana grupta toplayabiliriz; 1- Ham Bor Ürünleri, 2-Rafine Bor Ürünleri ve 3-Uç Ürünler… Türkiye bu gruplardan en fazla Ham Bor Ürünleri ve Rafine Bor Ürünleri’nin satışını gerçekleştirmektedir. Hatta dünya pazarının büyük kısmını bu alanlarda elinde bulundurmaktadır da denebilir.

Ama asıl gerçek şu ki Uç Ürünleri üretmediğiniz sürece Bor’dan stratejik ve ekonomik açıdan faydalanamazsınız. Uç ürünler sanayide en çok aranan ürünlerdir. Bu ürünleri üretebilmek için yüksek teknolojiye sahip olmanız gerekmektedir. Peki bu teknoloji biz de var mı? Ne yazık ki yok. Bu teknolojiye sahip Rusya ve ABD gibi ülkelerde bu teknolojiyi satmaktan veya paylaşmaktan yana değiller tabi. Ama şöyle güzel bir gelişme var ki yeni yeni bu teknolojiyi geliştirme alanında çalışmalara başladığımızı söyleyebiliriz.

Bir de şu unutulmamalıdır ki ülkeler arasında çeşitli anlaşmalar yapılır. Her zaman para geçerli değildir. Anlaşmalarda ben senden şu madeni alırım ancak sen de benden şunu alacaksın pekala şart olarak koşulabilir.

Sonuç; Bor Türkiye’yi Ne Zaman Uçurur?

Bor’un Türkiye’yi önümüzdeki 10-15 yıl daha uçuramayacağı kesindir. Ne zamanki Uç Ürünleri üretebilir teknolojiye sahip oluruz, ne zamanki o teknolojiyle ürettiğimiz Bor’u savunma sanayii gibi stratejik alanlarda kullanmayı öğrenebiliriz işte o zaman yavaş yavaş kanatlanır ülkemiz.

Şimdi ülke olarak ne yapmalıyız; bence bırakalım Bor yeraltında mışıl mışıl uyumaya devam etsin ve biz yerüstünde olan gücümüzle Bor teknolojilerini üretmeye çalışalım…

Erhan ŞAHİN

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Eylül 2011 in Bilim ve Teknoloji, Genel

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Arabın Baharından Sonra Avrupa Hazanı Yaşar Mı?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı arap ülkelerini ziyareti sizlerin de bildiği gibi sadece arap ülkelerinde değil tüm dünyada yankı bulmuştur. Ziyaret elbette ki çok önemli idi ama Avrupa bu ziyaretten sonra sonbaharı yaşar mı diye bir soru geldi aklıma…

Avrupa’nın ziyaret rahatsızlığı Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozi (Sarkozy) ve İngiltere Başbakanı Kemırın’ın ani Libya yolculuklarından belli. Biletlerini bile “ekonomi” den almışlardır belki de… AB’nin hamallığını yapan Fransa bu ziyaretten en çok rahatsız olan ülke konumunda. Libya’ya en fazla yatırım yapan ülkelerden biri Fransa. Yunanistan’ın AB’yi her geçen gün daha bir borç batağına sokması da en çok hamal Fransa’yı rahatsız ediyor. Hamal Fransa ile şıracı İngiltere aslında Avrupa’nın prestiji peşinde falan değil, kendi ekonomileri onlar için önemli ve ülkeye akan paralar kesilmesin istiyorlar, özellikle de bu dönemlerde…

Avrupa neden rahatsız belli Recep Tayyip Erdoğan’ın Tunus’taki Medine Çarşısı gezisinde bir kişi tekrar tekrar şu söz söylüyor “ – Ya Emiru’l – Mü’minin, Ya Emiru’l – Mü’minin, Ya Emiru’l – Mü’minin”…  Anlayana bu sözlerin içinde çok anlam vardır, peki ya anlayamayana…

Avrupa anlamamış ama her zamanki gibi önceden doğru tahmin etmiş olabilecek olanları… Avrupa ülkeleri özellikle de Fransa arap ülkeleri ile irtibatı koparırsa bir hazan yaşar mı? Bence yaşar…

Kalın sağlıcakla…

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Eylül 2011 in Gündem

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 3.065 takipçiye katılın